Konya'da otomobil traktöre çarptı: 3 yaralı Arı kovalarken az daha köy yanıyordu Kulu'da kene vakaları arttı Konya'da miras kavgası kanlı bitti: 1 ölü, 2 yaralı Trafik kazalarında ölenlerin yüzde 75’i erkek Uçak biletinde sürprize son Konya'da otomobil şarampole devrildi Facia son anda önlendi! Konya'da otomobil devrildi: 1 ölü, 4 yaralı

Yavuz Çolak 04.06.2015 - 10:25

KONYA ŞEKERDEN YENİ ZELANDA’YA...

Boşluğu siz doldurun desem ne yazardınız bilmiyorum, ama ben şansımı ‘dünyanın en uzun gönül köprüsü burada kuruldu’ diyerek kullanmak istiyorum değerli okuyucular.

Dün, uzak diyarlardan deryalar aşıp gelen misafirlerimiz vardı Konya’da. Güler yüzlü, zarif insanlardan müteşekkil küçük bir grup, ülkemizi tanımak; tarım ve hayvancılığımız hakkında fikir sahibi olmak üzere çıkagelmişlerdi. ‘Çiftlikten, çiftliğe’ sloganıyla organizasyon yapan tur şirketleri, her yıl ülkemizi de içine alan seçilmiş coğrafyalarda çiftçilerine eğlenceli geziler düzenliyorlar. Akıllı adam şu Anzaklar, demek geliyor içimden. Hem turistik gezi, hem kendi alanında meslektaşlarını tanıma fikri çok hoş. Bize özgü tabirle, bir taşla iki kuş vurma denir buna…

Yeni Zelandalı grubun iki günlük Konya programında, ilk gün Önder Çiftçi Derneğimizin organize ettiği Karapınar yöresindeki hayvancılık işletmelerine yapılan geziye ben katılamamıştım. İkinci gün programında, Konya Şekerin Panagro Kampüsünda et ve süt entegre tesislerinde başlayan gezinin finali, günün sonunda Çumra Şeker Fabrikası Kampüsünda tamamlanmıştı.

Kısa zamanda ülkemizin gurur abidesi haline gelen Konya Şeker ve onun marka değeri olan Torku hakkında söylenecek çok şey var. Birincisi, onların sayesinde Yeni Zelandalı dostlarımızın sayısı giderek artıyor. Üç yıldır geleneği sürdürüp, Türk Misafirperverliğini en üst düzeyde temsil ederek gönüllerde taht kuran o büyük aileye minnetle dolu olduğumuzu söylemek istiyorum.

Bu geziden, iki ülke insanı arasında iletişim ve etkileşimden çıkarılacak dersler var. Gözlem ve tespitlerimi ve de hislerimi paylaşmak için yazıyorum bu satırları. Önce altını çizmek istediğim bir konu var; bugün yaklaşık bir milyar insanın açlık sorunuyla yaşadığı dünya coğrafyasında, çalışıp üretim yapan her çiftçi gönlümüzün sultanı, başımızın tacıdır. Açlığı yene bilecek, insan onurunu kurtaracak tek ordu var bu âlemde; ÇİFTÇİLER…

Gıda ve barınma insan için en temel ihtiyaç olduğuna göre toprak, su ve çiftçi de muhtaç olduğumuz muhteşem üçlüyü temsil ederler. Büyük adamlar, büyük laf ederler; onlara hak ettiği değeri veren Atatürk: “Kılıç ve Saban; bu iki fatihten birincisi ikincisine daima yenildi” diyerek tarihi bir tespit yapmış, tarımı ve çiftçilerimizi yüceltmiştir.

Panagro’da 2 Haziran 2015 sabahı başlayan günün anılarında, yazılması gereken ayrıntılar var. Konya Şekerin yıldız yatırımları arasında en önemlisi diye düşündüğüm, hayvancılığımıza can suyu projesi olarak gördüğüm ‘Panagro’ bize kapılarını açmıştı. Konya, ülkemizde tarım ve hayvancılığın başkenti olarak hep saygı görmüştür. İşte o büyüklüğe yakışan, günlük süt üretimi 2500 ton olan bir yere, doğru seçimle, tarım ve sanayi entegrasyonunun sağlandığı dünyanın en modern tesislerinden birini kazandıranlara şapka çıkarıp, selam duruyorum.

Yönetim kadrosundan cana yakın insanlar karşıladı bizi. Giriş bölümünde, kampüs alanının maket modeli üzerinde brifing verilerek grubumuz bilgilendirilirken, tesis hakkında sorulan her soruya cevap arandı. Bilgi alışverişi, sohbet ve dikkat çeken sorularla bir konuya odaklanmıştık. Bir çiftçi kuruluşu olarak 60 bin ortağı olan bir kooperatif modeli herkesin ilgisini çekmişti. “Şimdi bu tesisler çiftçinin malı mı? Öyleyse bu kadar ortağı olan bir kurum nasıl aynı hedefte buluşup, ortak kararlar alabiliyor ve şirketlerin kârı nasıl bölüşülüyor?” gibi birçok soru geliyordu. Yeni yatırımlara girilirken nasıl bir yol izleniyor, merak ediliyordu.

Sistemin işleyişi hakkında bilgi verilirken; kooperatife iştiraki olan ortakların genel kurullarda seçimle yönetim kurullarını belirleyip güvenoyu verdiği anlatıldı. Seçimle gelen yönetim de kongreler yoluyla mali konularda ve önemli yatırımlarda üyelerinin onayını alarak işleri yürütür denilmişti.

Konya Şekerin yıllık kâr payı dağıtan ticari bir kuruluş değil, ortağı olan üreticiyi ülkede ve küresel bazda oluşan rekabet baskısına karşı koruyan, ürettiği ürünü satın alarak işleyen ve tekrar ortaya çıkan katma değeri onlarla paylaşan bir kooperatif modeli olarak anlatıldı. Aldığı ürünün fiyatına yansıtarak ortağına geri dönüşümü gerçekleştiren, çiftçisine avans ve kredi desteği de vererek ayakta tutan bu özgün yapıyı öven Yeni Zelandalı üreticiler, sistemi çok beğendiklerini ilettiler. Avans kredilerine faiz uygulanıp uygulanmadığını soran bir üretici, gözüm korktu sizden diyerek espri yapıp gelin bu sistemi bizde de kurun demişti. Dostlarımız haklıydı; 7 Sanayi kampüsünde, 30’dan fazla fabrika kuran ve enerji yatırımlarına girişen çok ortaklı bu büyük ailenin başarılı yol hikâyesi doğal olarak herkesin ilgisini çekiyordu.

Birbirimize sorular sorup, iki ülkenin tarım ve hayvancılıkta durumunu karşılaştırmaya çalışıp ortak sorunlarımızı bulmaya çalışmıştık. Koyunculuğun anavatanı olarak bildiğimiz Yeni Zelanda’da geçen dönemde gelen ziyaretçilerden öğrenebildiğimiz kadarıyla, koyun sayısının azaldığını, tavuk etinin kırmızı et tüketimine darbe vurduğunu, büyükbaş hayvancılığa bir dönüş olduğunu öğrenmiştik. Bu dönemde de tereyağı örneği veren grubun direktörüydü sanırım; üç yıl önce bir kilogram yağın fiyatını bizim para birimimizle hesaplayarak 16 lira olduğunu, bugün ise 9 liraya gerilediğini söylemişti. Bundan şu anlaşılıyordu ki; tüm dünyada üreticinin aleyhine gelişen küresel ortak sıkıntılar vardı. Keşke yakınımızda olan bir ülke olsaydı da, ticari ilişkilerimizde iki ülkenin de kazandığı ortak alanlar açılsaydı önümüzde demek geliyordu içimden…

Önce et kesim, sonra süt entegre tesisi ve ardından Çumra Şeker Kampüsü ilgiyle gezilip incelendi. Grubumuza yemek ikramı, Torku ürünlerinden tatmak için kurulan deyim yerindeyse ‘Halil İbrahim Sofrası’ unutulmaz güzel bir jestti. Ülkemizin tanıtımına kattığınız değer için herkes adına şükranlarımı sunarım ben de memleketimin bereket pınarına…

Herkes olayın kahramanını, başarının mimarını merak ediyordu doğal olarak. Recep Konuk hakkında sorular sorup “Dersimizi çalıştık, ev ödevimizi aldık ve güzel anılarla ülkemize dönüyoruz, vizyoner bir liderle neler başarılabileceğini gördük” demişti veda konuşması yapan bir konuğumuz. Biz anlatmadık fazla onu, ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz diyerek. Ama bir söz var, söylemeden edemem; Benjamin Franklin demiş ki: “Unutulmak istemiyorsanız eğer, ya okumaya değer bir kitap yazın, ya da yazmaya değer işler başarın”

Yolunuz açık olsun Yeni Zelandalı çiftçi dostlarım ve aramızda iletişimi sağlayan rehberimiz güzel insan Şebnem Hanım…

YORUMLAR

Yazarın Diğer Yazıları

HAVA DURUMU

Tüm hakları saklıdır ©2012
Sitemiz sadece internet üzerinden yayın yapar.
İzinsiz ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz.

recep konuk mal varlığı